ACENTENİN DENKLEŞTİRME İSTEMİ

ACENTENİN DENKLEŞTİRME İSTEMİ

ACENTENİN DENKLEŞTİRME İSTEMİ HAKKINDA

-HUKUK BÜLTENİ-

                                               BÜLTEN TARİHİ: 21.04.2020

1. GİRİŞ

Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) m. 122 hükmünde düzenlenen denkleştirme istemi TTK’ nun yürürlüğe girmesinin ardından hukuk sistemimize kanuni bir düzenleme olarak girmiştir. Yargıtay’ın hukuk sistemimize kazandırdığı “portföy tazminatı” kavramı yeni düzenleme ile birlikte “denkleştirme istemi” başlığı” ile kanuni bir karşılık bulmuştur[1]. Bu durum ilgili madde gerekçesinde “…Yargıtay 1996 yılında verdiği bir kararla olumlu bir kanun boşluğunu doldurmuş, hukukun geliştirilmesi yönünden önemli bir hizmet yapmış, ilkesel bir kararla denkleştirme talebinin dogmatik düzenine işaret etmiş, daha sonra içtihadını yerleştirmiştir…” denilerek[2] ifade edilmiştir. Denkleştirme isteminin hukuki niteliğinin ne olduğuna dair tartışmalar ise hala devam etmektedir. Denkleştirme istemini kimi yazarlar sebepsiz zenginleşme, kimi yazarlar tazminat kimi yazarlar ise bir edim karşılığı olarak bir denkleştirme olarak nitelendirmektedirler[3].

2. GENEL OLARAK DENKLEŞTİRME İSTEMİ

Müvekkil ile acente arasında kurulan acentelik sözleşmesi sona ermiş olsa da müvekkil acente tarafından genişletilen müşteri çevresi ile ticari ilişkilerini devam ettirecek ve gelir elde edecektir. Buna karşılık acente kendi oluşturduğu müşteri portföyü ile işlem yapılmasına rağmen müvekkil ile arasında bulunan sözleşmesel ilişki sona erdiğinden herhangi bir ücret talebinde bulunamayacaktır. TTK m. 122 hükmü, acentelik sözleşmesinin sona ermesi halinde müvekkilin, ücret ödemeksizin acente tarafından sağlanan iş ilişkilerini kullanarak kazanç elde etme olanağına kavuşmasından, acenteye de, hakkaniyet çerçevesinde pay vermeye yöneliktir[4].

3. ŞARTLARI

TTK m.122/1 hükmünde acentenin denkleştirme isteminde bulunabilmesi için şartlar düzenlenmiştir. İstemde bulunulabilmesi için bu şartların hepsinin bir arada bulunması gerekmektedir. Buna göre:

  • Denkleştirme isteminde bulunulabilmesi için öncelikle acentelik sözleşmesinin sona ermesi gerekir. Acentenin denkleştirme isteminde bulunabilmesi için sözleşmenin onun kusuru ile sona ermemiş olması gerekir. Diğer bir ifade ile sözleşme acente tarafından haklı sebeple feshedilmiş ya da sözleşmenin sürenin dolması veya süresiz sözleşmelerde üç aylık feshi ihbara dayanarak sona erdirilmesi halinde denkleştirme isteminde bulunulabilir[5]. Bu husus denkleştirme istemine ilişkin olarak verilen bir Yargıtay kararında “…müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz…” denilerek[6] ifade edilmiştir.
  • Denkleştirme isteminde bulunulabilmesi için, müvekkilin, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin son bulmasından sonra da önemli menfaatler elde edebilecek durumda olması gerekir. Buna karşılık acentelik sözleşmesiyle acenteye eski müşterilerden yararlanma olanağı tanınmışsa, bu müşteri çevresi acentelik sözleşmesi sona erdiğinde denkleştirme isteminin hesabında dikkate alınamaz. Çünkü acente bu müşterileri bizzat edinmiş değildir[7]. Ancak eski müşterilere ek olarak acente müvekkile yeni müşteriler kazandırmışsa bu halde hiç şüphesiz ki denkleştirme isteminin ileri sürülmesi mümkündür.
  • Acentenin, sözleşmenin sona ermesi sebebiyle, kendisi tarafından işletmeye kazandırılmış müşteriler ile yapılmış veya yapılacak olan işler sonucunda sözleşme devam etmiş olsaydı elde edebileceği ücret isteme hakkını kaybetmiş olması gerekir.
  • Denkleştirme isteminin somut olayın özelliklerine göre hakkaniyete uygun düşmesi gerekir. Hakkaniyet denetimi sayesinde, müvekkilin kazancı ile acentenin kayıpları dikkate alınarak elde edilen matematiksel sonucun, somut olayın koşullarına uydurulması amaçlanır[8].

4. DENKLEŞTİRME İSTEMİNİN HESAPLANMASI

TTK m. 122 hükmünde “…son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz…” denilerek denkleştirme istemi için bir üst sınır belirlenmiş olsa da hesaplanması konusunda bir ölçü belirlenmemiştir.  Madde gerekçesinde “… buna karşılık acente için daha yüksek bir talebe olanak veren başka bir formülü tarafların kararlaştırabileceklerini hükmün kapsamında kabul etmek ratio legis gereği sayılabilir…” denilerek[9] tarafların kararlaştırdığı ve acente için daha yüksek bir denkleştirme istemine olanak veren hüküm geçerli olacaktır. Genel olarak, maddedeki düzenleme doğrultusunda, denkleştirme tutarının hesaplama sırasında aşağıdaki adımlar izlenerek sonuca varılacağı kabul edilmektedir[10];

  • Müvekkil menfaatinin hesaplanması,
  • Acentenin kaybının hesaplanması,
  • Bu kazanç ve kayıp çerçevesinde hakkaniyet bakımından tutarın belirlenmesi,
  • Belirlenen tutarda üst sınır denetimi yapılması, (taraflar arasındaki sözleşmenin son beş yılı içinde elde edilen kazancın bir yıllık ortalaması, daha kısa süre devam etmişse bunun ortalaması)

5. DENKLEŞTİRME İSTEMİNİN İLERİ SÜRÜLMESİ

Denkleştirme isteminin sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içerisinde ileri sürülmesi gerekir. Öngörülen bu süre hak düşürücü niteliktedir[11].

Denkleştirme talebinden önceden vazgeçilemez. Bu kuralın getirilme nedeni, acente karşısında ekonomik olarak kuvvetli durumda bulunan müvekkilin, acenteye baskı yaparak, onu aleyhine olan bir sözleşmeye rıza göstermeye zorlamasına engel olmaktır[12].

5. SONUÇ

Denkleştirme istemi, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin acentenin oluşturduğu portföyden yararlanarak elde ettiği kazanımlardan acenteye de hakkaniyet çerçevesinde pay vermeye yöneliktir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi genel olarak acentenin talepte bulunabilmesi için sözleşmenin sona ermesinin ardından müvekkilin, acentenin getirdiği yeni müşteriler sayesinde önemli menfaatler elde etmesi, acentenin sözleşme devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybetmesi ve denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun olması aranmaktadır. Bu koşullar içerisinde yeni müşteri, önemli menfaat, acentenin kaybı ve hakkaniyet kavramlarının ayrı ayrı ele alınarak her olayın somut gerçeklerine göre değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır[13].

Saygılarımızla

Forensis Hukuk Bürosu

Not: Bültenimizde yer verilen açıklamalar, ilgili mevzuat çerçevesinde konuyu genel hatlarıyla ele alır tarzda hazırlanmıştır. Size özel detaylı bilgi için bir hukuk bürosuyla bağlantıya geçmenizi tavsiye ederiz.


[1] İlgili Yargıtay kararlarından birkaçı için bkz. Yarg. 11. HD., T. 25.12.1996, E. 1996/6699, K. 1996/9192, Yarg. 11. HD., T. 11.04.2011, E. 2009/11512, K. 2011/4127 (Kazancı, Erişim Tarihi: 21/04/2020).

[2] Gerekçe, m. 122.

[3] Badak Aybar, Zeynep, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda Denkleştirme İstemi, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Güz 2013, s. 169.

[4] Arkan, Sabih, Ticari İşletme Hukuku, 24. Baskı, Ankara 2018, s. 239.

[5] Poroy, Reha (Yasaman, Hamdi), Ticari İşletme Hukuku, 16. Baskı, İstanbul 2017, s. 261.

[6] Yarg. HGK., T. 27.11.2018, E. 2017/11-116, K. 2018/1794 (Kazancı, Erişim Tarihi: 21/04/2020).

[7] Şener, Oruç Hami, Ticari İşletme Hukuku, 1. Baskı, İzmir 2016, s. 395.

[8] Şener, s. 396.

[9] Gerekçe, m. 122.

[10] Badak Aybar, s. 188.

[11] Şener, s. 397.

[12] Şener, s. 396.

[13] Badak Aybar, s. 199.