KORONAVİRÜS SALGIN HASTALIĞININ (COVİD-19) İŞ KAZASI İLE İLİŞKİSİ

KORONAVİRÜS SALGIN HASTALIĞININ (COVİD-19) İŞ KAZASI İLE İLİŞKİSİ

KORONAVİRÜS SALGIN HASTALIĞININ (COVİD-19)

İŞ KAZASI İLE İLİŞKİSİ

-HUKUK BÜLTENİ-

                                               BÜLTEN TARİHİ: 29.04.2020

GİRİŞ: Bilindiği gibi; bütün dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs (COVID-19) Salgını, 11 Mart 2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından pandemi olarak ilan edilmiştir. Koronavirüs Salgını ile mücadele kapsamında Ülkemizde idari otoriteler tarafından birçok tedbir alınmış olup, hala da alınmaya devam edilmektedir. Hukuk Bültenimizde yer alan daha önceki yazılarımızda da kapsamlı olarak belirttiğimiz üzere; tedbir olarak alınan idari kararlarla bazı işletmelerde faaliyetler zorunlu olarak durmuş ve/veya sınırlandırılmıştır. Ancak idari karar kapsamında yer almayan ve işin niteliği gereği faaliyetin durdurulamadığı bazı işletmelerde hala çalışmalar devam etmektedir. Çalışmaların devam ettiği söz konusu işletmelerde de, ister istemez işçilerin Koronavirüs Salgınına yakalanma ihtimali gündeme gelmektedir.

İşbu yazımızda, işçinin Koronavirüs Salgın hastalığına yakalanması durumunun iş kazası sayılıp sayılmayacağı hususu ele alınacaktır.

I. İŞ KAZASI NEDİR:

İş Kazası tanımı;

6331 sayılı “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu”nun 3. Maddesinde; işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olay olarak ifade edilmekteyken,

5510 sayılı “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 13. Maddesinde aynen;

“ a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,

b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,

c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,

d) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,

e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır.” şeklinde tanımlanmaktadır.

Yukarıda belirtilen tanımlardan da açıkça görüleceği üzere; bir kazanın iş kazası sayılabilmesi için, öncelikle kazaya uğrayan işçinin sigortalı olması gerekmektedir. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Sigortalı Sayılanlar” başlıklı 4. maddesinde sigortalı sayılanlar kapsamlı olarak belirtilmektedir. Bunun dışında kazanın iş kazası sayılması için gereken unsurlardan bir diğeri ise işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle kazanın meydana gelmesi durumudur. Yine Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu madde 13’de bu hususla ilgili detaylı olarak yer ve zaman açısından kazaya uğrama halleri üzerinde durulmaktadır. Kazanın iş kazası olabilmesi için bir diğer husus, sigortalı işçinin Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu madde 13’de belirtilen durumlardan birine göre uğradığı kazanın, sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getirmesidir. Bütün bunların yanı sıra, sigortalının mevcut işi ile vukuu bulan kaza ve uğradığı bedenen ya da ruhen zarar arasında da illiyet bağı bulunması kazanın iş kazası sayılması için şarttır. 

II. İŞVERENİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Bilindiği gibi; işveren çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Başka bir deyişle, işveren tarafından alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği önlemleri, her şeyden önce çalışanın anayasal hakkı olan yaşama hakkının bir gereğidir[1]. İşyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi amacıyla, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde, işverenin genel yükümlülüğü üzerinde durulmuştur. Kanun maddesine göre işveren;

“ … a) Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.

b) İşyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.

c) Risk değerlendirmesi yapar veya yaptırır.

ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu göz önüne alır.

d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır. …” denilmektedir.

İş sözleşmesinin işverene yüklediği borçlar arasında yer alan işçiyi gözetme borcu, işverenin işyerinde işçinin yaşam, sağlık ve kişiliğinin korunmasına yönelik her türlü önlemi almasını gerektirmektedir[2]. Alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyeti, kanun maddesinin devamında da belirtildiği üzere işveren tarafından çalışanlara yansıtılamamaktadır. Ayrıca önemle belirtmek isteriz ki; İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmayacağı gibi, çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını da etkilemez. İşverenin iş kazasından doğan mevcut sorumluluğu yalnızca;

1- Mücbir Sebep,

2- Zarar görenin ağır kusuru,

3- Üçüncü şahsın ağır kusuru, durumlarında sınırlanabilmektedir.

III. KORONAVİRÜS SALGIN HASTALIĞININ İŞ KAZASI SAYILIP SAYILAMAYACAĞI HUSUSU

İş kazası tanımı, yukarıda detaylı olarak tarafımızca belirtilmiş olup, bir kazanın iş kazası sayılması için gereken unsurların üstünde durulmuştur. İşin niteliği gereği faaliyetin durdurulamadığı bazı işletmelerde çalışmaların devam ediyor olması, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından pandemi olarak ilan edilen Koronavirüs Salgın hastalığının işçilere bulaşması riskini de gündeme getirmektedir.

Bu kapsamda işverenlerin, kanundan doğan yükümlülükleri gereği çeşitli önlemler alarak riski en aza indirgemeleri büyük önem teşkil etmektedir. İşveren, işyeri hijyenini sağlamalı, işçilerin hastalığa yakalanmamaları için gerekli araç ve gereçleri tedarik etmeli (maske, dezenfektan… v.b.), işçilere söz konusu salgına ilişkin eğitimler vererek bilgilendirmeli, işyerinde alınan tedbirlere işçilerin uyup uymadığını denetlemeli ve gerektiğinde uyarılarda bulunmalıdır.

Zira, işbu konuya ilişkin olarak Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin yakın tarihte H1N1 (domuz gribi) yakalanan işçiye ilişkin verdiği karar önem teşkil etmekte olup, Yargıtay tarafından söz konusu kararda işçinin H1N1 virüsüne yakalanması sonrası ölümü iş kazası olarak nitelendirilmiştir[3]. Söz konusu karar Koronavirüs Salgınına yakalanan işçi açısından da, emsal nitelikte olabilecektir.

Ancak burada Koronavirüs Salgınına yakalanan işçinin, virüsü iş kazası tanımında belirtilen hallerde yakalanıp yakalanmadığının tespitinin nasıl olacağı kafaları karıştırmaktadır. Bilinmektedir ki, birçok sağlık kurumunun yaptığı açıklamalarda efekte olan hastanın 3-14 gün içerisinde belirtiler gösterdiği ifade edilmekte olup, efekte olan bireylerin yaşı, bağışıklık sisteminin güçlü olup olmaması gibi etkenler bu belirtilerin farklı cereyan etmesini de mümkün kılmaktadır. Başka bir deyişle işçi yürütmekte olduğu işi dışında başka bir yerde de virüsü kapmış olabilir. Zira yukarıda da belirttiğimiz üzere mevcut işçinin iş kazası geçirdiğinin kabulünde, işi ile vukuu bulan kaza ve uğradığı bedenen ya da ruhen zarar arasında da illiyet bağı bulunması şarttır. Gerekli illiyet bağının kurulmaması halinde, işverenin sorumluluğu ortadan kalkabilecektir. 

Konuya ilişkin olarak; Sosyal Güvenlik Kurumunun 06.04.2020 tarihli yazısında Koronavirüs Salgınının ne zaman bulaştığının tespitinin mümkün olmaması dolayısıyla, “meslek hastalığı” olarak değerlendirilmesi gerektiği de belirtilmiştir.

Ancak, işçinin, işi nedeniyle Koronavirüs Salgın Hastalığına yakalandığının tespit edilmesi, iş kazası kapsamında nitelendirileceğinden, işverenin cezai ve hukuki sorumluluğu gündeme gelebilecektir.

SONUÇ OLARAK: Koronavirüs Salgınına ilişin olarak işverenin öncelikle kanundan doğan yükümlülüklerini gerektiği şekilde yerine getirmesi, işin niteliğine uygun çeşitli önlemler alarak riski en aza indirmesi çok önemlidir. İşveren nezdinde çalışan işçinin, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle salgın hastalığa kapıldığının tespit edilmesi, iş kazası niteliğinde olabilecektir.

Saygılarımızla

Forensis Hukuk Bürosu

Not: Bültenimizde yer verilen açıklamalar, ilgili mevzuat çerçevesinde konuyu genel hatlarıyla ele alır tarzda hazırlanmıştır. Size özel detaylı bilgi için bir hukuk bürosuyla bağlantıya geçmenizi tavsiye ederiz.


[1] Aydın Başbuğ, İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği, Aydoğdu Ofset, Ankara 2013, s.16.

[2] Ercan Akyiğit, İş Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara 2013, s.159.

[3] Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2018/5018 E.  2019/2931 K. sayılı 15.4.2019 tarihli kararı“…Yasada iş kazası, sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hale getiren olay olarak tanımlandığından, olayın etkilerinin bir süre devam ederek zaman içinde artması ve buna bağlı olarak sonucun daha sonra gerçekleşmesi mümkündür. Yani, iş kazası ani bir olay şeklinde ortaya çıkıp, buna bağlı olarak zarar derhal gerçekleşebileceği gibi gazdan zehirlenme olayında olduğu şekilde etkileri daha sonra da ortaya çıkabilir. Sonradan oluşan zarar ile olay arasında uygun illiyet bağı bulunması koşuluyla olay iş kazası kabul edilmelidir Anılan yasal düzenleme, sosyal güvenlik hukuku ilkeleri içinde değerlendirilmeli; maddede yer alan herhangi bir hale uygunluk varsa zararlandırıcı sigorta olayının kaynağının işçi olup olmaması ya da ortaya çıkmasındaki diğer etkenlerin değerlendirilmesinde dar bir yoruma gidilmemelidir.

Somut olayda, TIR şoförü olan davacı murisinin 26.11.2009 tarihinde davalı işveren tarafından Ukrayna'ya sefere gönderildiği,11.12.2009 tarihinde Türkiye'ye giriş yaptığı, Adli Tıp Kurumu raporunda, H1N1 virüsünün kuluçka süresinin 1-4 gün arasında değiştiği, murisin 13.12.2009 tarihli hastaneye başvurusunda belirttiği şikayetlerin hastalığın başlangıç belirtileri olduğu taktirde hastalığın bulaşmasının bu tarihten 1-4 gün öncesinde gerçekleşmiş olacağının bildirildiği, buna göre davacı murisinin, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle Ukrayna'ya yapılan sefer sırasında bulaştığı yukarıda belirtilen rapor kapsamından anlaşılan H1N1 virüsüne bağlı olarak, daha sonra meydana gelen ölümünün iş kazası olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır.”